ZAMANA DURMAK
Zamana Durmak!
“سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَح۪يمٍ”
“Rahmeti bol Rab’den sözlü selâm vardır.” 36\58
Duyduklarımız ve duymadıklarımız arasında hayatı yaşamayı gerekli kılacak bir söz vardır. O “ân” geldiğinde “an”lamak elzem olmasa da Kalp’ten gelecek derinlerden bir parçanın yana yakıla Selâm’a karşılık vereceğini hissetmek paha biçilemez bir nimettir. Bundandır O’nun selâmıyla selâmlarız birbirimizi. Dememiş miydi salât u selâmların en güzeline lâyık olan: “Selâmı aranızda yayın!” Öyleyse muhabbet kapılarını açmadan evvel sözlü selâm ile cennetlikleri selâmlayacak olanın rahmetini, bereketini, ihsânını, ikrâmını selâm mekânına yayalım.
“Gönül Çalab’ın tahtı” ise selâmın Sahibi’nin tahtının baş köşede olduğu saraya selâm vadisinden gidilir, bu sarayın kapılarından selâmla girilir. Bununla selâm, selâmet, rahmet, mekâna yağmaktadır. Kalp, selâmla ferah bulur. Mekân, selâmla ferah bulur. Peki ya zaman?
“وَالْفَجْرِۙ”
“Yemin olsun, kasem olsun, and olsun Fecr’e!” 89/1
Zaman da selâmlanmıştır. Dikkat çekilmiş, üzerine basılmış, altı çizilmiştir.
Zaman bir yerde durdurulmuştur. O ân, tüm zamanı kuşatanın ilmindedir. Yaratan’ın selâmla muhatap kılacağı yaratılana zamanın durduğu ânı yakalamasını istemesinde de muhakkak sırlar vardır. O âna yağdıracağı rahmeti, selâmeti, talep edenle kavuşturmak istemiştir belki de. Kalp, susamışsa kanmayacaktır. Yağmurun yüzüne, kalbine doğrudan çarpması için zamana selâm duracaktır. Yine de bir selâm ile yetinmeyecek, dûnyâdan vuslata kavuşacağı günü hep arzulayacaktır.
“Bir selâm ile gönül almak olur mu ey dil
Âşıkın cânına cân katmak gerekmez mi sana”
Nâbî
Esselâmu Aleyküm ve Rahmetullâh.

BİR CEVAP YAZ