25 Eylül 2025, 22:43 tarihinde eklendi

İNSANIN EN SEMPATİK YÖNÜ

İNSANIN EN SEMPATİK YÖNÜ

İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerinden biri, kendi yaşamsal süreçlerini irdeleyebilme ve bu süreçlere müdahale edebilme kabiliyetini sağlayan üstbiliştir. İnsan diğer canlılar gibi zihinsel, duygusal, davranışsal ve fizyolojik birçok süreçten geçer fakat bu süreçlerin amacı, nedeni, faydaları ve zararlarını düşünerek, hatta neden böyle düşündüğünü düşünerek sürece farklı bir boyut kazandırır. Bu noktada da durmayan insanoğlu, bu bulgularını diğer insanlarla paylaşarak, sosyal bir biliş oluşturur ve bu sayede medeniyetler inşa eder. Bu sosyal yapı içerisinde, kişilerin yapmış olduğu düşünce paylaşımları kadar duygu paylaşımlarının da önemi büyüktür. Zira duygular, diğer tüm süreçleri etkileyebilecek kadar güçlü ve temel bir etkiye sahiptir.

İnsanların birbirleriyle içsel yaşantılarını paylaşması, bu kişiler arasında birtakım olguların gelişmesine sebebiyet vermiştir. Bu olgulardan biri, empatidir. Empati için kişilerarası iletişim çok önemlidir. Çünkü empati, zannedilenin aksine “ben olsaydım bu durumda ne hissederdim” değil “o bu durumda nasıl hissediyor olabilir” arayışıdır. Diğer bir deyişle empati, başkasının ayakkabısını giyerek onun yürüdüğü yolda yürümek, şeklide ifade edilebilir. Dolayısıyla bir kişinin olaylar karşısında neler yaşadığını ancak o kişiyi tanıdıkça daha iyi anlayabiliriz ve bu da kişilerarası paylaşım ile sağlanabilir. Tabii bu tanıma süreci için gösterilen çaba da karşıdakinin bizim için değeri ve onu tanıma isteğimiz ile motive edilmektedir. Empatide karşıdaki kişiye hak verme gibi bir gereklilik yoktur. Bu sebeple, olaylara yönelik yargılardan bağımsız, kişinin içinde olduğu durumu anlamayı kolaylaştıran iletişimsel bir kabiliyet olarak nitelendirilebilir.

İnsanlar arasında oluşan bir diğer duygusal olgu ise sempatidir. Sempatide, empatiden farklı olarak karşıdakinin duygusunu kopyalama gerçekleşir. Kişi, karşısındakine büyük oranda hak vererek onun duygusu ile duygulanır. Kierkegaard’ın Korku ve Titreme adlı eserindeki “Gözyaşı dökenle birlikte ağlayan insandır.” sözü bu durumu ifade eder. Sempatinin özelliklerinden biri de durumu kişiselleştirmeye neden olabilmesi ve sanki olayı yaşayan kendisiymiş gibi kişinin yoğun tepki verilmesine yol açmasıdır. Sempati de empati gibi karşıdakine verilen değer ve yakınlık hissi ile yüksek oranda ilişkilidir. Zaman zaman eleştirilen sempati durumu, aşırıya kaçıldığı zaman yaşamsal sorunlar doğurabilse de aslında gayet insani bir olgudur. İnsanın değer verdiği birisinin sevinci ile sevinip üzüntüsü ile üzülebilmesi hem yakınlığın bir göstergesi hem de vicdanın bir yansıması olarak görülebilir. Zira insan, yakınlık duymadığı bir kişi veya kesime sempati duymaz.

İnsanların Filistin’deki olaylara ve boykot çalışmalarına yönelik farklı tutumları, bu konuda güncel bir örnek olarak görülebilir. Bazı kesimler tüm gücüyle bu eylemleri devam ettirmeye çalışırken; bazı kesimler, bu davranışlarının abartılı olduğu, bunların bizim meselemiz olmadığı ve hem ekonomik hem siyasi açıdan bizleri çok yıpratacağı gibi eleştirilerde bulunmakta; bir kesim ise bu hususta sessizliğini sürdürmekle birlikte ya gönülsüzce destek vermek zorunda kalmakta ya da hiç destek vermemektedir. Başlarda boykota dahil olup, zamanla soğuyan ve eski normaline geri dönen bir kesim de mevcut. Tüm bu farklı tutumlara rağmen bu kişilerin büyük bir çoğunluğu yaşanılanlara üzüldüğünü ve bu zulmün durmasını istediğini söylüyorlar. Bu durum, akla şu sözleri getiriyor:

“Ortağı olmadığın bir dert için üzülmek ne kadar kolay, değil mi? Birçok sefer hüzünlenmezsin bile, belki sadece acırsın. Bir de açıklama bulmuşuzdur bu duruma: Soğukkanlılık. Fakat yüreğinde öfke ve hüzün olan bir insanın kanı nasıl soğuyabilir ki.”

İnsanların boykota karşı bu tutumlarının hiçbirisi tek başına tutarsız bir durum değildir aslında. Çünkü kişilerin Filistin’e ve yaşanan olaya dair bakış açısı ve Filistinlilere yönelik yakınlık algısı farklılık göstermektedir. Örneğin, Filistinlileri Müslüman kardeşleri olarak gören bir kişi ile yüz yıl önceki bir ihanetin bedelini ödeyen mirasçılar olarak gören bir kişinin ve dahi olayı, kendi topraklarından kilometrelerce uzakta kendinden bağımsız bir iç savaş olarak gören bir kişinin tutumu aynı olmayacaktır. Fakat söz konusu durumun insanlık ve soykırım boyutu göz önüne alındığında, bir kesimin artık insanlık olgusu üzerinden bile bir sempati geliştiremediği, bir kesimin de kinlerinin veya konfor düşkünlüğünün vicdanlarını örtmeye başladığı görülmektedir.

Dünyanın dört bir yanında yapılan Filistin’e destek eylemleri, duygu paylaşımının mesafe tanımazlığına da güzel bir örnektir. İnsanların daha önce hiç görmediği bir insanın yaşadıklarına karşı gerçekten duygulanabileceği gerçeği tekrardan gözler önüne serilmektedir. İnsanlar, o kişiyi hiç görmemiş olsa dahi, temel insani yapıyı göz önünde bulundurarak bir başkasına sempati geliştirilebilir. Bu noktada, duygulanmanın nesnesi karşıdakinin yaşadıkları olsa da eylemin motivasyon kaynağı, o kişinin temsil ettiği olgunun değeridir.  Filistin için gösterilen çabaların altında, merhamet denilen olgunun paha biçilmez cevheri parıldamaktadır.

İnsanların sempati davranışlarını daha iyi anlamak için halk arasında kullanılan “Sıcakkanlılık” ve “Soğukkanlılık” tabirlerine bakılabilir. Aslında halk arasında kullanılan doğadan alınma bu tabirler, kanaatimce durumu çok güzel anlatmaktadır. Bu, kültürümüzün kavramsal zenginliğinin de bir göstergesidir.

Yeryüzünde sıcakkanlı canlılar ve soğukkanlı canlılar olmak üzere iki tür canlı grubu vardır. Bu iki türün en temel farkı, enerjilerini kullanım şekilleri ve vücut ısılarının ortamla ilişkisidir. Sıcakkanlı canlılar besinlerden edindikleri enerjiyi kullanarak vücut ısılarını dengede tutarlar ve bu sayede, en soğuk ortamlarda bile yaşamsal aktifliklerini sürdürebilirler. Soğukkanlı canlılar ise enerjilerini daha çok vücut kütlelerini arttırmak için kullanırlar ve yaşamsal aktiflik için ortamın ısınmasına ihtiyaç duyarlar. Kuşlar ve memeliler sıcakkanlı canlılara örnek olarak verilebilirken, sürüngenler ve böcekler soğukkanlı canlılara örnektir. İnsanlar da biyolojik olarak sıcakkanlı canlılardandır.

İnsanların davranışsal manada sıcakkanlı veya soğukkanlı bir tutum göstermesi ise karşıdaki kişiye atfedilen değer ile ilişkilidir. İnsanlar, değer verdikleri kişilere karşı ilişkisel bir sıcaklık hissederler ve bu sıcaklığı korumak amacıyla sıcakkanlı davranışlar sergilerler. Sıcakkanlı davranışlar, sempati durumu olarak da nitelendirilebilir. Bu davranış türünde, karşıdaki kişiye hissedilen yakınlık nedeniyle duygusal bağdaşıklık oluşturulmaya başlanır ve büyük oranda karşıdakinin lehinde hareket etme eğilimi gösterilir. Sıcakkanlı davranışlar için dıştan bir teşvike ihtiyaç duyulmaz çünkü ilişkisel sıcaklığı koruma isteği zaten yüksek bir motivasyon sağlamaktadır. Dolayısıyla karşıdaki kişinin yaklaşımından bağımsız olarak, ona duyulan ilgi ve atfedilen değer önemlidir. Bu sayede en soğuk ortamlarda bile davranışsal sıcaklık sürdürülebilir. Bu davranış türünde öncelik ilişkisel sıcaklığın korunumu olduğu için kişisel çıkarlar görece göz ardı edilebilir.

Sıcakkanlılığın tersi olan soğukkanlılıkta ise karşıdaki kişiye içsel bir yakınlık duyulmadığı için hareket dıştaki motivasyon kaynaklarınca belirlenir. Bu davranış türünde, kişiler karşıdakinin içinde bulunduğu durumu anlasa bile onun için harekete geçmekte görece çekingen davranır. Soğukkanlılıkta öncelik kişinin şahsi çıkarlarıdır çünkü karşıdaki kişi duygusalca hareket edip çıkarları riske atacak kadar değerli bulunmamaktadır. Bu sebeple, şayet mevcut ortam harekete geçilecek kadar sıcak ise harekete geçilir, aksi takdirde ortama uygun olarak soğuk bir bekleyişe başvurulur.

Diğer bir bakış açısıyla, sıcakkanlı davranışlar değer temelli ve duygusal yoğunluklu ortaya çıkarken; soğukkanlı davranışlar ise görece daha menfaat temelli ve mantık yoğunluklu olarak ortaya çıkıyor denilebilir. Unutulmamalıdır ki her iki davranış türü de kötü değildir ve yaşamsal bir işlevsellikleri vardır. Hangi oranda sıcakkanlılık veya soğukkanlı davranacağımızı ise olay veya kişilerin değer dünyamızdaki yeri belirler. Her iki davranış türünde de aşırılığa gitmek hem kişisel hem de toplumsal sorunlara yol açabilir.

Kısacası insanlar olarak, değerlerimiz duygularımızı, duygularımız da tutum ve davranışlarımızı belirler. Dolayısıyla, atfettiği değer nedeniyle; acı, öfke, coşku gibi yoğun duygular hisseden birisinin soğukkanlılıkla hareket etmesini beklemek haksızlık olacaktır. Bu tarz yoğun duyguları hissetmeyen birisinin soğukkanlılığını eleştirmek de benzer şekildedir.

Fakat çocukların öldüğü, adaletin ve merhametin yok sayıldığı bir durum, hangi insanın değer anlayışının dışında kalabilir ki?  Merhamet hissedilmiyor olsa dahi adalet anlayışı ile insanlık değerleri için zulme karşı birlik olunamaz mı? Peki, başka bir insana yapılan zulme sessiz kalma ve şahsi menfaat için boykotu baltalama davranışları kimlerce teşvik edilmekte? Yoksa kanımızı bu kadar soğutan ölüm mü? Vicdanların ölümü...

 

 

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *