24 Ocak 2026, 20:12 tarihinde eklendi

AKSA’YA GİDEN YOL: TESLİMİYETİN ÖĞRETTİĞİ ŞEHİR

AKSA’YA GİDEN YOL: TESLİMİYETİN ÖĞRETTİĞİ ŞEHİR

Bir gece vakti, bazı ayetleri görmek umuduyla Mescid-i Aksa’ya doğru yola çıktık. Yol uzundu; meşakkatliydi, imtihanlarla doluydu. Ama hiçbirimizin yüreğinde korku yoktu. İçimizde sadece Aksa’ya kavuşacak olmanın tarifsiz sevinci vardı.

Bilmediğimiz —ya da belki kavuşmanın heyecanıyla unuttuğumuz— bir gerçek vardı: Karşımızdakiler yalnızca düşman değil, aynı zamanda zalimdi. Ziyaretçilerimizden birkaçını sınırda bırakmak zorunda kaldığımızda bu gerçek bütün ağırlığıyla yüzümüze çarptı.

O an anladık ki bu topraklar sadece Allah’ın bereketli kıldığı topraklar değil; aynı zamanda zalimin dilediği gibi at koşturduğu topraklardı.

Bazılarımız elinde hiçbir şey olmadan, gözleri yaşlı yola devam etmek zorunda kaldı. Artık sadece kendi yükümüzü değil, geride kalanların hüznünü de taşıyorduk. Kudüs işte tam olarak böyle bir yerdi: lütfu da kahrı da başımız üzere olan şehir… Her karışında peygamberlerin, sahabelerin, âlimlerin, zahitlerin, şahitlerin ve şehitlerin izini taşıyan bir şehir.

Âdet olduğu üzere ilk durağımız, ömrünü Kudüs’e kavuşabilmek için yollarda feda etmiş Hz. Musa’nın (a.s.) makamı oldu. Selam verdik, selam aldık. Ve bir yük daha eklendi omuzlarımıza: Aksa’ya kavuşamamış bir peygamberin selamı… Kim bilir daha nicelerinin hasretiyle yürüyorduk.

Adım adım yaklaştık Kudüs’e. Bir tünele girdik ve çıktığımızda, işte karşımızdaydı: Sevinçlerimizi ve hüzünlerimizi aynı anda toplayan şehir. Bizi biz yapan ne varsa içinde barındıran şehir.

Rehberimizin sesi yankılandı kulaklarımızda:

“Hoş geldiniz Kudüs şehrine. Hoş geldiniz Allah’ın şehrine ve bütün insanlığın şehrine… Hoş geldiniz altında bir krater saklayan şehre.”

Hoş bulmuştuk. Hiçbir yeri hoş bulmadığımız kadar hoş bulmuştuk. Dilimizde tekbirler, gönlümüzde yılların hasretiyle hoş bulmuştuk.

Şimdi sıra Aksa’ya varmaktaydı. Kudüs’ün sokaklarında, büyük kavuşmaya doğru yürüyorduk. Gökten rahmet yağmurları inerken, yıllardır hayalini kurduğum o yağmurlu Kudüs’ün içindeydim.

Kapılara yaklaştıkça heyecanımız arttı. İlk kapıdan geçemedik. Ama üzülmek yoktu; önümüzde başka kapılar vardı. “Haydi,” dedik, “bir sonrakine…”

Bir takım ayetleri görmek için geldiğimiz bu şehirde Aksa bize ilk ayeti öğretiyordu: Teslimiyet. Bu kapılardan ancak Allah dilerse geçebilirdin; Karşında onlarca asker olabilirdi, Allah izin verdiği sürece o kapılardan geçerdin ama izin yoksa, ortada bir kelebek bile olmasa yine geçemezsin.

Bismillah ve Kavuşma

Geçiş iznimiz vardı.
Bismillah…

Ve girdik mescide.

“Allah’ım,” dedim, “ayırma beni bu mescitten.” Selahaddin Eyyubi’nin duasıyla yakardım: “Bu nimete şükredebilmem için bana yardım et; yardımını ve bağışlamanı benden esirgeme.”

Babürrahme Mescidinde ribata durduk. Akşam namazını kıldık. Ardından gelen haberle içimiz burkuldu: grubun tamamı henüz girememişti. Ama biliyorduk; başka kapı yoktu. Girecektik.

Yatsı namazını Kubbetü’s-Sahra’da kıldık. Güzelliğiyle gözlerimizi şenlendiren o mescitte tanıdık yüzlerle karşılaştık, kucaklaştık. Aksa’nın insanları kavuşturmasına şükrettik.

Ertesi gün, Kadim Kudüs ziyaretlerinin ardından tüm grup eksiksiz şekilde Aksa’ya girdi. Ne büyük sevinçti… Her birinin yüzüne dikkatle baktım; o anı kaçırmak istemedim. Sarılmalar, gözlerde hayret ve şükür…

Artık buradaydık. Hep birlikte. Bir İsra ve Miraç günü, İsra ve Miraç'ın beldesindeydik.

Nice kereler gelmeye söz vererek, Aksa’nın ilmine, sevdasına ve hizmetine talip olarak yürüyorduk.

Cumartesi günü Hz. İbrahim’in (a.s.) şehri El-Halil’e vardık. Aksa’dan bile daha sıkı denetimlerden geçerken, kalbimde garip bir sıkışma vardı; insan bir mabede mi yaklaştığını, yoksa duvarları görünmeyen bir hapishanenin kapısından mı içeri alındığını ayırt edemiyordu. Oysa burası, 24 Şubat 1994 sabahında, namaz vaktinin sükûnetinde kanla tanışmış bir mekândı. Yirmi dokuz can burada şehadete yürümüş, mabet altı ay boyunca sessizliğe terk edilmişti. Kapılar yeniden açıldığında ise mescidin yarısından fazlası sinagog olarak düzenlenmişti. Hz. Yakub’un (a.s.) ve eşinin, Hz. Yusuf’un ve Hz. İbrahim’in (a.s.) makamları ikiye bölünmüş; bir yanı sinagogda, diğer yanı mescitte kalmıştı. Hz. İshak’ın (a.s.), eşinin ve Hz. Sare’nin makamları ise mescit kısmında bırakılmıştı. Bugün Müslümanlar, yalnızca özel gün ve gecelerde bu mabedin tamamına yaklaşabiliyor; diğer zamanlarda ise adımlarını, sınırları çizilmiş bir hüzünle atmak zorunda kalıyordu.

Peygamberlerin çektiği eziyeti yüreğimde hissettim. Yanı başlarında Tevrat okuyup dans edenlerin bıraktığı izleri bir nebze silebilmek için, onları ayetlerle sarıp sarmalamak istedim.

Bir sonraki durağımız yine bir peygamber makamı: Hz. Davut’un (a.s.) makamı... Peygamberlik ve hükümdarlığı şahsında birleştiren ilk kişi olan, Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de 'halife' olarak bahsettiği iki peygamberden birinin huzurundayız.

Burada da aynı acı, aynı eziyet... Makamın tamamı sinagoga çevrilmiş. Yanımızda ellerinde Tevratlarla Yahudiler... Biz de ellerimizi semaya açıyoruz; onların zulmünü bastırma ümidiyle, yüreğimizden kopan ayetleri bu sefer Hz. Davud (as) için okuyoruz.

Şimdi soracaksınız: “Bu kadar hüzne hiç mi sevinç sığdırmadınız?” diye. Sığdırmaz olur muyuz? Aksa’ya kavuşma sevinci, Aksa ehliyle selamlaşma sevinci, Aksa’nın bereketine şahit olma sevinci, duaların hızla kabul olmasına şaşırma sevinci...

Ve en büyük sevincimiz de Aksa’nın saflarının dolup taşmasından duyduğumuz sevinçti. Kubbetü’s-Sahra’da yer bulamayınca dışarı serdik seccademizi. Bakın; her dilden, her ırktan, her milletten insan doldurmuş safları! Bundan daha büyük sevinç mi olur? O an, daha önce güzel bir insandan duyduğum o dua döküldü dilimden:

“Allah’ım! Mescid-i Haram’ın ve Mescid-i Nebevi’nin cemaatini burada da topla!”

Ve 14-19 Ocak 2026 Miraç Seferi’nin son sabah namazı.. İçimdeki o tarif edilemez hüzünle, ne yapacağını bilmez çocuksu bir halde sarıldım Kubbetü’s-Sahra’nın duvarlarına. Sıkıca sarıldım; kendimden bir iz, bir ruh bırakabilmek için...

Yeniden kavuşuncaya kadar kalbimde taşıyacağım o duayla çıktım kapıdan: 'Allah’ım! Ayak izlerimi, secde izlerimi ve gölgemi bu mescitten ayırma!”

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *