01 Temmuz 2026, 19:01 tarihinde eklendi

YÜKSELMEK

YÜKSELMEK

Dağ. Yaktîn. Urûc.
Kesretten arınıp Bir’i aramak
Dikenli yollarda hep O’nu anlatmak
Hiddetli bir terk ediş cevaz almadan,
Zannederek kurtuluşu olacağını bir gemiye atlamak,
Dağdağalı gecede yalpalanmak
Ummanda kaybolmak, sahihi anlamak
Ölüler diyarının bağrından yükselen figanla, gözyaşıyla yalvarmak,
Sevgilinin rahmetiyle Nûn’da hayat bulmak.

İnsanoğlunun en derin istidadı; yere ait olandan sıyrılıp aslına rücû edebilmesidir. Yükselmek, yalnızca bir istikamet değil; bir hâl, bir idrak, bir çözülüştür. Nefsin ağırlığından sıyrılıp ruhun letafetine yönelmek, kalbin pasını silip özüyle buluşmasıdır. Hatırlamak urûcun ilk merhalesi… Zira insan, hatırladığı kadar insan; yöneldiği kadar yolcudur. Sevgiliyi hatırlayan kalp, kendini unutur; kendini unutan, hakikate yaklaşır. Yükselmek; çoğalmakla değil, arınmakla mümkündür. Eksiltmek, bazen çoğalmaktan daha faziletli bir iştir. Söz azalır, mana derinleşir. Ses kısılır, hakikat duyulur. Ve insan, sustukça kendi içindeki göğe doğru yol bulur. Ruhun istikameti, kalbin rikkati ve aklın selametiyle başlar bu seyr. Her biri bir diğerine omuz verir. Kalp hisseder, akıl idrak eder, ruh yükselir. Bu üçlünün müşareketiyle doğar hakiki terakki. Ruh ve balçık arasındaki mücadelesinde insan, kıyıcı nekrofilyaya mı biyofilyaya mı temayül gösterecek? Öyleyse kişi, her hâlinde kendine şu suali sormalıdır: “Bu beni yüceltiyor mu, yoksa alçaltıyor mu?” Tarih, yükselenlerin izleriyle doludur; lakin her yükseliş bir terk edişle başlamıştır. Kimisi dünyayı terk etmiş, kimisi kendini… En çetin olanı ise insanın kendi nefsini geride bırakmasıdır. Ve şüphesiz en sahih yükseliş, Çağıranı işitmekle başlar. O çağrı bazen bir sessizlikte, bazen bir sızıda, bazen de bir kelamda saklıdır. İşiten kul, yürümeye başlar. Yürüyen kul, yükselmeye…

Yeni bir “Merhaba”nın eşiğinde, kalbin ve ruhun terakkisini hatırlamanın vaktidir.
Yüksek dağların yüklenmediği emaneti yüklenen insan; sabırsız davranıp, sözünü unutup yapması gereken sorumluluklarını hedonizm uğruna terk edip ümitsizliğe düşüyor. Halbuki devamlılığı, gayreti “iyilikte yarışanlar için” önem arz ediyor. Rahmetli Alev Alatlı’nın nasihat ettiği gibi “Bireysel idrak bugünden yarına oluşmuyor. Sistemleştirilmiş malumatı kılçıklarından ayırmak sabır, "gerçek" e ulaşmak cesaret ve zaman istiyor. Ne var ki, zaman rahat ve huzurlu olma zamanı değil. Zaman, gecemizi gündüzümüze katma zamanı.” 
Zünnun’a yeniden hayat bahşeden sevgilinin sevgisine talip olanlarız, ümitvarız.

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *