VEFA
Ahd. Hub. Bengi.
“Vefaya yemin olsun ki..”
Ben-i ademin sahip olduğu hasletlerin en yücesi.
Kurtulmak nisyandan, daimi hatırlamak sevgiliyi.
Ve günden güne büyütmek sevgiyi.
Ruhun dürüstlük içinde bulunması ve zikri
Elest Meclisine borcunu ödemesi.
Hârût’la Mârût, sarhoşluklarından dedi ki:
“Ah ne olurdu, bulut gibi biz de yeryüzüne rahmet yağdırsak,
Bu zulüm yurduna adalet, insaf, ibadet ve vefayı yaysaydık”
O’nun sesiyle başlıyor yolculuğumuz.
İlk sözleşmemizi hatırlıyor muyuz?
Makrokozmosu seyr etmeyen mikrokozmos, eksiklikler üzerinden konuşmaya temayül gösteriyor.
Fazlalıkları ile ülfetleşmesi gerekirken..
Hâli, kalbi ve aklının müşareketi iledir oysa. Bu hâl iyiliğin ve güzelliğin neşet etmesidir.
Mütemadiyen bu umdeyle yaşamalı ki hem ferdî hem içtimaî yaşamında maslahat üzerinde olsun.
“Sevgiye ve vefaya sığmayan her şey, yiğitliğe yaraşmaz, yakışmaz.”
Tarih-i milel vefaya da cefaya da tanıklık etmiştir. Vefa göstermeyen cefa çekmiştir, anlaşılması gereken husus; kâinatın cefa çekmeye geldiğimiz bir yer olmadığı, vefaya layık olmak için cehdimizi artırmamız gerektiğidir.
Ve şüphesiz en büyük vefa sesin sahibini dinlemektir.
Hatimeyi Mehmet Akif İnan’ın mısralarıyla yapmak istiyorum.
“Varoluşumuzun bir onayıdır. /Sustukça büyüyen esrarlı ateş.
Bütün giysileri yırtsak yeridir. /Yeter bize vefa elbiseleri.

BİR CEVAP YAZ