01 Ocak 2026, 15:36 tarihinde eklendi

ÜMMETİN PUSULASI MESCİD-İ AKSA

ÜMMETİN PUSULASI MESCİD-İ AKSA

Müslüman için kıble sadece yönünü çevirdiği bir istikamet değildir; kalbin pusulasıdır. İnsan nereye dönerse, gönlü de oraya akar. Kıble, kulun dağınık duygularını toplayan, hayatın karmaşasında ibadete tutunan görünmez bir iptir. Nereye yöneldiğimiz, aslında kim olduğumuzu ve kime ait olduğumuzu hatırlatır. Bu yüzden bir Müslüman, kıblesini kaybettiğinde sadece yönünü değil, ruhunun merkezini de kaybeder.

İşte bu yüzden ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksâ’nın bizim için anlamı yalnızca tarihi bir bilgi değildir; bir aidiyet, bir bağlanma, bir hatırlayış meselesidir.

Râsulullah’ın صلى الله عليه وسلم Mekke’de namazı hangi yöne doğru kıldığı ve Medine’de kıblenin ne kadar süre Mescid-i Aksâ olarak devam ettiği konusunda kaynaklarda çeşitli rivayetler yer alır.

İbn İshâk, “Râsulullah’ın صلى الله عليه وسلم Mekke’deki kıblesi Şam tarafı idi. Namazı Rükn-i Yemani ile Rükn i Esvad arasında kılıyordu. Kâbe kendisi ile Şam arasında kalıyordu” demiştir.

Hicretten sonra da bu yöneliş devam etti. Bera b. Âzib’in naklettiğine göre Müslümanlar, Medine döneminde 16-17 ay boyunca Beyt-ül Makdis’e yönelip namaz kıldılar. Yani ümmet, neredeyse 14,5 yıl boyunca namazlarında Mescid-i Aksâ’yı kıble edinerek namaz kılmıştı. Bu, bizim ilk kıblemizin hem tarihî hem de manevi ehemmiyetini göstermesi bakımından son derece önemlidir.

Kıblenin Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram’a yöneltilmesi Bakara Suresi’nin 142-146. ayetlerinin nâzil olmasıyla gerçekleşti. Bu değişim Kuran-ı Kerim’de şu şekilde ifade edilmektedir: ”Biz senin, yüzünü göğe doğru çevirdiğini elbette görüyoruz. İşte şimdi kesin olarak seni memnun olacağın kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir; nerede olursanız olun yüzünüzü o yöne çevirin. Kuşku yok ki kendilerine kitap verilenler bunun Rablerinden gelmiş bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.” Bugün Medine’deki Mescid-i Kıbleteyn hâlâ bu büyük dönüşümün bir şahidi olarak bulunmaktadır; Müslümanlar burada kılmakta oldukları namaza Mescid-i Aksa’yı kıble edinerek başlamışlardır. Namaz esanasında Râsulullah’a صلى الله عليه وسلم kıblenin değişmesi ile ilgili vahiy gelmesiyle devamını Mescid-i Haram’a yönelerek kılmışlar ve bitirmişlerdir.

Mescid-i Aksâ, bugün sadece geçmişte yöneldiğimiz bir kıble değil;

bir hafıza,

bir sorumluluk,

bir emanet,

bir kardeşlik bağıdır.

Orası bizim secde tarihimizin ilk satırı, ümmet bilincimizin ilk yönü, miraca açılan kapımızdır. Kudüs’e sahip çıkmak, sadece bir toprak parçasını savunmak değildir; kendi köklerimizi, yönümüzü ve ruhumuzu korumaktır.

Bugün dünya nereye savrulursa savrulsun, biz biliyoruz ki kıble insanın kalbini sabitler. Mescid-i Aksâ’ya sahip çıkmak da bir yön tutturmaktır aslında: Hakkın, hakikatin ve emanete sadakatin yönü.

İlk kıblemiz Mescid-i Aksâ, bize hem geçmişimizi hatırlatır hem de bugün neye karşı duyarlı olmamız gerektiğini öğretir. Bizler için gönlümüzün yönü hâlâ Aksâ’dan sorulur. Çünkü Aksâ, ümmetin kalbine çizilmiş kadim bir istikamettir; bizi her çağda yeniden dirilten bir hatırlayıştır.

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *