18 Mayıs 2025, 10:40 tarihinde eklendi

SENİN İSMAİL'İN NEREDE

SENİN İSMAİL'İN NEREDE

Senin İsmail’in Nerede

Kurban, insanlık tarihi boyunca, farklı boyutlara evrilerek varlığını sürdüren bir ibadet çeşidi olmuştur. Kanlı-kansız, maddi-manevi ve çeşitli icra yöntemleri bulunan kurban ibadetinin tüm toplumlarda benzer anlamları sembolize ettiği görülmektedir. Hangi dinden veya kültürden olursa olsun kurban eylemi ile birey, yaratıcısıyla bağ kurmayı, ona olan bağlılığını göstermeyi hem şükranlarını hem dileklerini ifade etmeyi amaçlamaktadır. Farklı dillerde bu dini eylemi temsil eden kelimelere bakıldığı zaman da bu durum görülebilmektedir. Arapça’da, maddi manevi her türlü yakınlığı ve yakın olmayı ifade eden ‘kurban’ terimine karşılık; Latince kökenli batı dillerinde, kutsamak ve bir nesneyi tanrıya sunarak kutsal hale getirmek manasına gelen ‘sacrifice’ kelimesi kullanılırken; Eski Ahid’de, bağış ve vergi anlamına gelen ‘minha’ ve yaklaştıran şey anlamındaki ‘gorben’ kelimeleri kullanılmaktadır. Ayrıca Türkçedeki ‘adamak’ kelimesinden türetilerek kullanılan adak kelimesi de “kutsal amaçlar uğruna feda etmek, harcamak” anlamıyla bu benzerliğe katkıda bulunmaktadır.

Kurban ibadetinin en temel ve kültürlerarası anlamlarından birisi, toplumların dillerine nakşettikleri gibi yaratıcı ile kurulan bağ ve yaratıcıya yönelme, O’na yaklaşma gibi ulvi amaçlara yönelik kısmıdır. Dünyada nail olduğu nimetlere şükretmek ve karşılaştığı imtihanlar için yardım dilemek isteyen birey, çeşitli ibadetlerle yaratıcısına yönelir. Farklı kültürlerde farklı şekillerde yapılan bu ibadetler arasında kurban, tüm kültürlerde en benzer şekillerde karşılık bulan ibadet çeşididir belki de. Diğer bir yönüyle kurban ibadeti, bireyin yaratıcısına ve yaratıcıyla yapmış olduğu sözleşmeye bağlılığının da bir göstergesidir.

Kurban söz konusu olduğunda, evvela dinler ve kadim kültürler akla gelse de aslında ideolojik modern yaklaşımlarda da benzer davranışlar görülmektedir. Zira temel olarak kurban, kutsal olan uğruna dünyevi olandan vazgeçmek, daha büyük amaçlar için sahip olduklarını feda etmek, hedef uğruna bedel ödemek gibi anlamları karşılar niteliktedir. Bu yönüyle bir dava veya inanışa sahip olan her insan, inandığı değerler uğruna feda etme davranışında bulunacaktır. Tüm varoluşun kendi kendine doğal yollarla oluştuğu inancına sahip bireyler bile düzenin devamı için doğanın yasalarına boyun eğmekte ve uğruna birçok bireysel ve toplumsal fedakarlıkta bulunulması gerektiğini düşünmektedir. Bu yönüyle kurban ibadeti, bir teslimiyet ve bağlılık eylemi olarak nitelendirilebilir.

Kurban ibadetinin teslimiyet ve bağlılık yönüne dair en güzel örnek, ilahi dinlerin ortak anlatısı olan Hz. İbrahim ve oğlunun kıssasıdır. Bilindiği üzere, bir oğlu olması durumunda onu Allah’a kurban edeceği yönünde dua eden Hz. İbrahim’e bir evlat müjdelenir. Evladı belirli bir yaşa geldiği zaman ise evladını boğazladığını gördüğü bir rüya ile Hz. İbrahim’e vaadi hatırlatılır. Oğlunu yanına alarak bir dağa giden Hz. İbrahim, rüyasını oğluna anlattığı zaman oğlu, “Ey babacığım! Sana emredileni yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” şeklinde cevap verir. Hz. İbrahim oğlunu yüz üstü yatırır ancak elindeki bıçak oğlunu kesmez olur ve Allah tarafından Hz. İbrahim’e sözünde durduğu bildirilerek oğlu yerine gökten indirilen bir koçun kurban edilmesi buyurulur. Bu anlatı, kurban ibadetinin en önemli temsilidir. Hz. İbrahim’in ve oğlu Hz. İsmail’in göstermiş olduğu teslimiyeti ve kulluk bilinci, tüm inananlar için bir örnek niteliğindedir. Bu kıssadan “Korku ve Titreme” adlı kitabında bahseden Kierkegaard ise bu teslimiyeti şanlı ve yüce bulmuş ve inancının Hz. İbrahim’i gençleştirdiği yönündeki düşüncelerini şu cümleler ile aktarmıştı: “O inanmıştı. Demek ki gençti. Hep en iyisi için umut taşıyan dünyadan yaş alır. Hep en kötüsüne hazır olan çabucak çöker ama inanan, daimi bir gençlik sürer. Öyleyse methedilsin bu öykü…”

İnsan hayatı birçok önlenemez acılar, mecbur kalınan zor kararlar ve vazgeçişlerle doludur. Her detayı akıl almaz bir düzene sahip ya da modern tabirle kaosun hakim olduğu bir evrende, varlığını sürdürmek de varlığını anlamlandırmak da ve dahi hayatın gerçekleri ile mücadele etmek de insanın tek başına yapabileceğinden çok büyük işlerdir. Bu durumda insanoğlunun kendisinden büyük bir güce dayanması, onun yardımını alması gerekir. Ancak bu konuların tüm insanlığın gücünü aşacak düzeyde olduğunu, diğer insanların da kendisi gibi düzen karşısında aciz kaldığını gören insan için en yüceye, evrenin düzen kurucusuna yani yaratıcısına yönelmekten başka yol yoktur. Bu hakikatin farkına varan insan, tüm varlığını ebedi olan yaratıcısına yöneltme, onun buyruklarına uygun yaşayarak gücüne teslim olma yoluna yönelir. İşte bu noktada, kurban ibadeti tekrardan karşımıza çıkar. Zira yaratıcısına teslimiyetini ve bağlılığını sürdüren insan için kurban, bağlılığını gösterme ve yapılan akdi kendine hatırlatma aracıdır. Bu sebeple, kurbanın bir hayvan kesim eyleminden ibaret olmadığını, söz konusu hayvan boğazlama eyleminin bir sembol olduğunu hatırlamakta fayda var. Çünkü daha öncesinde de bahsettiğimiz gibi gerçek anlamıyla kurban, kutsal olan uğruna ve yaratıcıyla olan bağı güçlendirmek için onun buyruklarına uygun yaşayarak şahsi haz, zevk ve isteklerden vazgeçmek, dünyevi hiçbir şeyi bu ilahi bağdan değerli görmemek ve her yönüyle ilahi buyruklara boyun eğmek eylemlerini kapsayan bir olgudur.

Dilimizde önemli bir yer edinen ve sevginin en üst düzeyinin ifadesi olan “Kurban olurum!” söylemi de bu olgunun günlük yaşantımızdaki ilişkilerimize yansımasını gözler önüne sermektedir. Birçok insan sevdikleri için tüm varlıklarından hatta canlarından bile vazgeçmeyi göze alırlar. Bir annenin evladına, bir yurttaşın vatanına, bir kardeşin kardeşine, bir aşığın sevdiğine karşı gösterdiği fedakarlıklara çokça şahit olmuş, bu ulvi davranışları övgüler ile destanlaştırmışızdır. Peki bir kulun, kendisini yoktan var eden, acziyetine rağmen çeşitli nimetler bahşeden, hata ve kusurlarına karşın kendisine merhamet vaat eden ve yaşamını ancak O’nunla anlamlı kılabildiği yaratıcısına duyduğu sevginin, her şeyden üstün olması gerekmez mi? Bizlere aktarılan kıssada, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail karşılaştıkları imtihan karşısında, tam teslimiyet göstererek, sevgi ve bağlılıklarını en güzel şekilde ortaya koymuşlardır. Hz. İbrahim biricik oğulcuğunu feda etmeyi, Hz. İsmail ise canını feda etmeyi göze alarak geçmiştir bu imtihanı. Günümüz insanları da en yüce gördükleri uğruna feda ederek ve onun gücüne teslim olarak, varoluş anlamlarını yüceltmeye çalışmaktadır. Ancak yaşam hızının ve rekabetin doruklara çıktığı günümüzde, durup düşünmek, dünyevi kaygılardan sıyrılıp ebedi bir gayeye yönelmek ve bu uğurda haz ve istekleri dizginlemek daha da zor bir hal almıştır. Ayrıca Kurban ibadeti her ne kadar evrensel bir sembol olsa da her insanın yaratıcıya yönelişi ve bu uğurda feda etmeyi göze alması gereken şeyler farklıdır. Diğer bir deyişle ise Her İbrahim’in bir İsmail’i vardır. Peki bizim yaratıcımızla bağımızı güçlendirmek ve onun buyruklarına uygun yaşamak için vazgeçmemiz veya uğruna feda etmemiz gerekenler nelerdir? Belki de artık içimize dönüp sorgulamanın ve teslimiyetin vermiş olduğu sekinete doğru kararlı bir adım atmanın zamanı gelmiştir.

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *