PORTAKAL ÇİÇEĞİ
Portakal çiçeği… Saflığın en güzel kokan temsilcisi belki de.
Bembeyaz, pırıl pırıl çiçekleriyle zihinleri kendi gibi beyaz bir masumiyete götürür.
Bugün öğrendim ki bu nahif çiçekler, meyvesiyle aynı anda var olabilen nadir ağaçlardanmış.
Sonra düşündüm…
Portakal ağacında kimi çiçekler, güzelliğinin farkındadır.
Kendinden sonra dünyaya gelecek, emeğinin meyvesi için dallarda sabırla bekler.
Kimisi ise çabucak geçen gençliğinin farkına bile varmadan, bir gün ansızın dalından kopar, toprağa düşer.
İnsanoğlu da böyle değil mi?
Kimi insan, hayatın ve varoluşunun farkındadır.
En ufak bir esintiyle yahut bir yağmur damlasıyla savrulacak kadar hassas olsa da, o güne dek elinden geleni yapar; didinir, çabalar.
Tüm zarafetiyle etrafını aydınlatır, kokusunu uzaklara taşır, belki de bir umutsuza umut olur.
Kimi insan ise yaşadığının farkında bile değildir.
Günü kurtarmaya bakar.
Tıpkı portakal çiçeği gibi…
Böcekler komşu yaprakları mı kemirmiş, karşıdaki yaşlı ağacın dalları mı budanmış — umurunda değildir.
Bir de bugünü bırakıp, hep düne ve yarınlara takılanlar vardır.
Başına gelecekleri düşünüp kaygılanır; sanki bütün yağmurlar ona yağmış, bütün rüzgârlar ona esmiş gibi…
Oysa hiçbir şeyin tam olarak farkında değildir.
Ve sonunda, herkes gibi, hepsi de aynı yere — kara toprağa — varır.
Belki de asıl mesele, elindeki nimetlerin kıymetini bilip bugünde kalabilmektir.
Tıpkı portakal çiçeğinin yaptığı gibi…
Kısa ömründe, kokusuyla, zarafetiyle, varlığıyla yaşadığı anı güzelleştirebilmek.

BİR CEVAP YAZ