MESCİD-İ AKSÂ: UZAKTA BAŞLAYAN YAKINLIK
Bir gece, kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten her şeyi işitmekte ve görmektedir. (İsra/1)
Mescid-i Aksâ, İslam medeniyetinde yalnızca bir ibadet mekânının adı değildir; o, bir yönelişin, bir arayışın ve bir anlamın sembolüdür. “Aksâ” kelimesi Arapça قَصَى (k-s-y) kökünden gelir ve Mekke’ye uzaklığından dolayı “en uzak” anlamını taşır.
Bugün Kudüs ve Mescid-i Aksâ bize haritalarda çizilmiş sınırların ötesinde, erişilmesi zor bir şehir gibi görünür. Yolculuk izne, vizeye, güce ve imkâna bağlıdır. Fakat hakikat, sınır çizgilerini tanımaz. Ve Aksâ sadece taş duvarlardan, kubbelerden ibaret değildir; o 124 bin peygamberin secde izinin olduğu yerdir, “yerin göklere en yakın avlusudur”, İsra ve Miraç durağıdır.
Mescid-i Aksâ’nın anlamı, tarihî bir hatıradan ibaret değildir; o, varoluşsal bir yönün, bir kıble bilincinin sembolüdür. Uzak olanı aramak, insanın içindeki yakınlığı yeniden keşfetme çabasıdır. Bu yüzden Aksâ, her çağda Müslüman’a yönünü yeniden hatırlatır; kıblesine bakmasını, yolunu ve niyetini gözden geçirmesini sağlar. Aksâ, geçmişin bir mirası değil, bugünün vicdanıdır.
Müslümanların kalbinden ve gözünden bir asırdır uzak kalmanın acısını yaşarken, ona yönelenleri yakınlığıyla sarar.
Mescid-i Aksâ’nın tam merkezinde duran bir kişi, bu mescidin ismindeki uzaklığı ortadan kaldırır.
Bazen — hatta çoğu zaman — mesafeler girer araya; ama bir kişi Aksâ ile bağ kurdu mu, tüm mesafeler sıfıra iner.
Çünkü Aksâ’ya yönelmek, yalnızca bir şehre değil; Allah’a, secdeye ve unuttuğumuz yakınlığa yönelmektir.
Ona bağlanmak, insanın kendi inancının kökleriyle yeniden bağ kurmasıdır.
Zira Aksâ, ümmetin hafızası, kalbinin atışı, secdenin yönüdür.
Ona yaklaşan, aslında hem Rabbine hem de ümmetin ortak ruhuna yaklaşır.
Şairin de dediği gibi:
“Gerçekte tüm yeryüzü Allah’ındır; ve gerçekte, yürüyebildiğin kadar senindir tüm coğrafyalar.”

BİR CEVAP YAZ