MESCİD-İ AKSÂ AYETTİR
Mescid-i Aksâ, İslam’ın kutsal mekanları arasında yalnızca tarihî bir yapı veya kadim bir şehir olarak değil; doğrudan Kur’an’ın beyanıyla “ilahi bir işaret”, yani bir ayet olarak karşımıza çıkar. Tefsir âlimleri, Aksâ’nın isminden Kur’an’daki yerine kadar pek çok açıdan bu kutsal mekanın ayet oluşunu açıklamışlardır. Nitekim tanınmış tefsir âlimlerinden Kasımî, “Aksâ” kelimesinin “en uzak” anlamına geldiğini ifade ederek, Mekke’ye olan uzaklığından dolayı bu ismin verildiğini belirtir. Buna rağmen bu uzaklığın, Mescid-i Aksâ’yı ümmetin kalbine en yakın hakikatlerden biri hâline getirdiği açıktır; çünkü bu isim bizzat Kur’an-ı Kerim’de İsrâ suresinin ilk ayetinde açıkça zikredilmiştir.
“Kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. Bunu, kendisine ( Hz. Muhammed’e) ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye yaptık. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, görendir.” (İsrâ, 1)
Bu ayet, yalnızca bir yolculuğun başlangıcını anlatmaz; Mescid-i Aksâ’nın Kur’an’da yer alan açık bir ilahi işaret oluşunu da ilan eder. Şafiî fakih ve tarihçi Suyûtî’nin tespitine göre, Beytülmakdis’in fazileti hakkında bu ayetten başka hiçbir delil olmasa dahi, tek başına bu ayet beldenin bereketini ve üstünlüğünü kanıtlamaya yeterlidir. Çünkü Kur’an’da adı geçen her ayet, Müslüman bireyin hem gündeminde hem de sorumluluğunda olmayı zorunlu kılar. Rabbimizin kitabına konu edilmiş, Resûlullah’ın hayatının merkezine alınmış bir mekânın fazilet ve ehemmiyeti elbette ki apaçıktır.
İsrâ suresinde Yüce Allah, Mescid-i Aksâ’yı “çevresini mübarek kıldığımız” ifadesiyle övmüş, böylece bu beldeyi yalnızca tarihî değil, ilahî bir bereketle nitelendirmiştir. Ayetin devamında ise Resûlullah’ın Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya götürülmesinin hikmeti “ona ayetlerimizi göstermek” şeklinde açıklanmıştır. Bu ifade, Mescid-i Aksâ’nın yalnızca bir yapı değil; içinde pek çok ilahi işareti, tevhit hakikatini, peygamberler zincirini ve vahiy tarihini taşıyan bir ayet mekânı olduğunu ortaya koymaktadır.
Zira Mescid-i Aksâ, peygamberlerin adımlarının birleştiği, Mirac’ın başlangıç noktası olduğu gibi, yeryüzünde tevhidin izdüşümünü simgeleyen bir merkezdir. Bu yönüyle Aksâ, Allah’ın yeryüzündeki ilahi işaretlerinden biri, yani okunması, anlaşılması, korunması ve yaşatılması gereken bir ayettir. Ayetler insanlara yalnızca bilgi vermez; yön verir. Tıpkı Aksâ’nın ümmete yön verdiği gibi…
Bugün Mescid-i Aksâ’ya gösterilecek ilgi, ihtimam ve savunma, aslında bir mekâna değil; Allah’ın işaretlerine gösterilen sadakat ve teslimiyettir. Çünkü Aksâ, Kur’an’ın kelimeleriyle mübarek kılınmış, Resûlullah’ın adımlarıyla şereflendirilmiş ve ümmetin kalbine emanet edilmiş bir ayettir. Ayetler ise asla gündemden düşmez; Müslümanın hem hafızasında hem sorumluluğunda daima diri kalır.
“Mescid-i Aksâ, kendisine iman edenlerin omzunda yük değil, şerefli bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu taşıyan her mümin, Aksâ’nın nuruyla ve bereketiyle kendi yolunu da aydınlatacaktır.”
DİPNOT: Yazımızın girişinde görmüş olduğunuz resim Sahre-i Müşerrefe dediğimiz Kubbetü's Sahra'dır. Emeviler Döneminde, Emevi Halifesi Abdülmelik bin Mervan tarafından yapılmıştır. Kubbenin alt kısmında (yuvarlak olan kısım) İsra suresi yazmaktadır.

BİR CEVAP YAZ