KINANAN MERAK SAPLANTI HALİNE GELİR
"Kınanan merak, saplantı haline gelir." Prof. Dr. Haluk Yavuzer
Merak, öğrenmenin ve büyümenin en doğal motorudur. Ancak ona vurulan "ayıp", "yasak" veya "gereksiz" damgası, bu masum itkiyi zihnin karanlık bir köşesine hapseder. Beslenemeyen ve konuşulamayan merak, gittikçe büyüyerek bizi rahatsız eden, zihnimizde dönüp duran bir saplantıya dönüşür. Bastırdığımız her soru, bir gün takıntılı bir düşünce olarak karşımıza çıkabilir.
Ancak, merakın tamamen sınırsız olması da bir çıkmaz sokak olabilir. Her kapıyı ardına kadar açmak, bizi odaklanamayan, derinleşemeyen ve sürekli yeni bir uyaran peşinde koşan bir hale getirebilir. Ayrıca her sorunun cevap bulamayabileceği ve bazı keşif maceralarının bizi diğer insanların sınırını aşmaya götürebileceği farkındalığı da insan gelişimi için önemli bir basamaktır. Aksi taktirde eylemlerimiz, masumiyetini kaybederek zamanla zorbalık halini alabilir. Bu, merakın karanlık yüzüdür. Burada asıl mesele, merakı bastırmak değil, onu yönetmektir.
Peki dengeyi nasıl buluruz? Cevap, merakımızı yargılamadan kabul etmekte, ancak onu bilinçli ve erdemli bir şekilde yönlendirmekte yatar. Merak ettiğimiz şeyi anlamaya çalışmak, araştırmak ve sağlıklı kanallarla beslemek; onu korku veya takıntıyla değil, bilgelikle kucaklamak anlamına gelir. Amacımız, merakı bir saplantıya dönüşmeden, büyümemize hizmet eden bir kılavuza çevirmek olmalı.
Merakı sağlıklı bir şekilde yönetme ve dengeyi sağlama kabiliyetinin temellerinin çocuklukta atıldığını unutmamalı, çocukların merak duygularını empati ve saygı ile karşılayarak sağlıklı bir şekilde yönetmelerine yardımcı olmalıyız. Aslında bu olgun yaklaşımı sadece çocuklara değil herkese karşı göstermeliyiz. Yoksa istemeden de olsa onları merakın karanlığına ve belki de belirsizliğin getirdiği saplantı girdabına bırakmış oluruz.

BİR CEVAP YAZ