10 Ekim 2025, 20:50 tarihinde eklendi

BEYTÜLMAKDİS'TEN EL-BEYTÜ’L-MUKADDES’E: KAVRAMSAL BİR TAHLİL

BEYTÜLMAKDİS'TEN EL-BEYTÜ’L-MUKADDES’E: KAVRAMSAL BİR TAHLİL

İslamî literatürde sıkça geçen “Beytülmakdis” kavramı hem tarihî hem de dinî bağlamda farklı anlam katmanlarıyla karşımıza çıkmaktadır. İslami kaynaklar incelendiğinde, “Beytülmakdis” kavramının üç farklı anlamı ihtiva ettiği görülmektedir. Bunlardan ilki, bir önceki çalışmada da belirtildiği üzere surlarla çevrili olan Kadim Kudüs/Beytülmakdis merkez alınarak, çevresine doğru 40 Arap Mili (yaklaşık 85,04 km) mesafeye kadar uzanan bölgeyi ifade eder. İkinci anlam, günümüzde Kudüs şehrini teşkil eden yerleşim alanını kapsar. Üçüncü anlam ise, Mescid-i Aksâ’nın bulunduğu kutsal bölgeyi tanımlar.

Hadislere ve ulemanın sözlerine bakarak konuya açıklık getirelim.

Cabir b. Abdullah (ra) kanalıyla Ebu Zer el-Gıfari’den (ra) rivayet edilen bir hadiste, Resulullah (ﷺ) şöyle buyurmaktadır: “Mescid-i Haram’da kılınan bir namaz, başka yerde kılınan on bin namaza eşittir. Benim mescidimde (Mescid-i Nebevi) kılınan namaz, başka yerde kılınan bin namaza eşittir. El-Beytü’l-Mukaddes’te kılınan namaz, başka yerde kılınan beş yüz namaza eşittir.”

Cabir b. Abdullah’ın (ra) diğer bir rivayetinde ise Resulullah (ﷺ) şöyle buyurmaktadır: “Kureyş beni yalanladığı zaman, bir taşın üzerine çıktım. Ardından Allah Teala Beytülmakdis’i gözlerimin önünde canlandırdı ve ben oraya baka baka bütün özelliklerini onlara arz ettim.”

Hadislerde geçen ifadelerin bağlamları dikkatle incelendiğinde, aynı mekâna işaret ediyor gibi görünseler de anlam düzeyinde önemli farklar ortaya çıkmaktadır. İlk hadiste geçen el-Beytü’l-Mukaddes ifadesi, Mescid-i Aksâ’yı kasteder ve bu bağlamda namazın sevap yönüyle ele alınır. Buna karşılık ikinci hadiste geçen Beytülmakdis, mescid değil, Kudüs şehrinin tamamını ifade eder. Bu ayrım tarihî kaynaklarla da desteklenmektedir. Beytülmakdis, Mekkeli müşriklerin ticaret amacıyla Bilâdüşşâm’a yaptıkları yolculuklarda uğradıkları bir şehir olarak bilinmektedir. Nitekim İsra ve Miraç olayının yaşandığı dönemde, Mescid-i Aksâ’nın içinde özellikleri anlatılabilecek bir yapı bulunmadığı için, Resûlullah’ın (ﷺ) gözünün önünde canlandırılan yerin şehir olarak anlaşılması daha tutarlıdır.

Mescid-i Aksâ’da o dönemde herhangi bir yapının bulunmadığını, hadisler ve dönemin diğer kaynakları incelendiğinde anlamak mümkündür. Enes b. Malik’in (ra) rivayet ettiğine göre Resûlullah (ﷺ), Beytülmakdis’e varışını ve ardından Beytülmakdis Mescidi’ne girişini şöyle anlatmaktadır: “Burak’a binerek Beytülmakdis’e geldim. (Burak’ı) peygamberlerin de (bineklerini) bağladıkları yere bağladım. Ardından mescide girdim. Orada iki rekat namaz kıldım. Sonra göğe yükseldim.” Ashab-ı kiram, Resûlullah’ı (ﷺ) âdeta bir kamera gibi dikkatle takip etmiş, bir hadisi rivayet ederken büyük titizlik göstermiştir. Eğer Mescid-i Aksâ o dönemde detaylı bir yapıya sahip olsaydı, bu durumun sahabe rivayetlerinde mutlaka yer alması beklenirdi.

Zi’l-Esâbi’ (Sevbân b. Yemred) (ra) dedi ki: “Ya Rasûlallah (ﷺ) Şayet biz, Sen’den sonraya kalıp sıkıntıya düşecek olursak bizim nereye gitmemizi emredersin?” dedim. O (ﷺ): “Sana Beyt-i Makdis’e gitmeni tavsiye ederim. Umulur ki Allah, sana oradaki mescide gidip gelecek nesiller verir.” Buyurdular. Hadisi incelediğimizde Resûlullah’ın (ﷺ) sahabiye Beytülmakdis’e gitmelerini tavsiye ettiği görülmektedir. Burada kastedilen yerin Mescid-i Aksâ değil onun çevresini, mescidinde içinde bulunduğu şehrin kastedildiği anlaşılmaktadır.

Tasavvuf ehlinden Bişr-i Hafi’de el-Beytü’l-Mukaddes lafzını Mescid-i Aksâ anlamında kullananlardan biridir: “Beytülmakdis Camii’nde gökyüzünün altında yanım üzerine uzanmak… Bunun dışında, dünya lezzetlerinden alacağım yoktur.”

Sonuç olarak Beytülmakdis ve el-Beytü’l-Mukaddes kavramları, İslami literatürde zaman zaman birbirlerinin yerine kullanılsa da aslında anlam ve bağlam açısından önemli farklılıklar barındırmaktadır. Rivayetleri birlikte değerlendirdiğimizde, Beytülmakdis’in Mescid-i Aksâ’yı da içine alan şehri ve çevresini ifade ettiğini; el-Beytü’l-Mukaddes’in ise doğrudan Mescid-i Aksâ’ya yönelik bir anlam taşıdığını görmekteyiz.  Bu kavramsal ayrım, yalnızca dilsel bir tercih değil, tarihî ve inanç temelli bir bilinç meselesidir.

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *