ARTIK GEREK KALMAMIŞ ŞEYLER
Hayatta öyle anlar gelir ki,
bir zamanlar bütün gücümüzle tutunduğumuz şeylere
artık gerek kalmadığını fark ederiz.
Bir sözü duymaya,
bir kalbi ikna etmeye,
bir yanlış anlaşılmayı düzeltmeye…
Vaktiyle büyük anlam yüklediğimiz ne varsa.
Zaman, ağır ağır işler içimizde.
Sızı sessizce azalır, yara kabuk bağlar.
Hâlâ acıtır ama eskisi gibi değil;
insanı susturan, içine konuşan bir acıdır bu.
Bir sabah uyanırız,
ve kederin içinden bir hakikat süzülür:
Artık gerek kalmamış.
Bu geç kalmak değildir;
bazı şeyler, insan hiçbir şey yapmasa da
kendiliğinden tamamlanır.
Beklenen özür gelmez,
hak edilen açıklama duyulmaz,
ama hikâye kendi sessizliğiyle biter.
Mazlumun kalbi böyle zamanlarda susar;
çünkü susmak, çoğu kez son merhamettir kendine.
İnsan olgunlaştıkça sesi değil, sükûtu artar.
Artık anlatmaya değil, anlamaya;
sorgulamaya değil, sabretmeye ihtiyaç duyar.
Bazı cevaplar kelimelerde değil,
çekilmiş iç sızılarında saklıdır.
Ve bazen en doğru söz,
hiç söylenmeyen sözdür.
Büyümek; elinde çoğaltmak değil,
yüreğinde eksiltmeyi göze almaktır.
Bir zamanlar yük sandığın şeyin,
aslında seni sınayan bir imtihan olduğunu anlayınca
insan hafifler.
İşte o fark edişte
derin bir tevekkül,
kırgınlıksız bir kabulleniş gizlidir.
Ne isyan vardır içinde,
ne hesap — yalnızca sessiz bir razı oluş.
Belki de hayat,
tam da orada başlar:
Artık gerek kalmadığında.
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *

Kaleminize sağlık hocam tamda bizi anlatmış 40 yaşında gerçeklerle karşı karşıya kalınca vuku bulan halimiz.